"Romana vakit ayıramayan bir kesim de var ve onlar da Kağıt Helva'yı çok sevdi"

Haziran 2010

Kağıt Helva, tüm kitaplarınızdan kısa parçaların olduğu bir alıntı kitabı. Sizin deyişinizle "karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine." Böyle bir kitabı yazma fikri nasıl zihninizde oluştu? Ne zaman karar verdiniz?

Aşk'tan sonra biraz durup kendi içime bakma gereği duydum. Hem içime hem geriye. Ben nasıl yollardan geçtim, kalemimden hangi kitaplar çıktı, hangi satırları yazdım. Bir anlamda bir yol haritası çıkardım. Bu bir yazarın çok sık yapabileceği bir şey değil. Ama on senede, onbeş senede bir yapması gereken bir şey bence. Aynı zamanda okurlarla ayrı bir buluşma zemini. Hem benimle yeni yeni tanışan okurlar için hem de öteden beri bilenler için ayrı bir lezzeti var bu kitabın.

Alıntıların yer aldığı kitaplar, okuyucuya en çok neyi gösterir? 

Alıntılarda benim romancılığımda öne çıkan 10 temel alt başlığı belirledik. Yolculuk, kadınlık, inanç ve aşk gibi başlıklar oluştu kafamızda. Bununla beraber, tek tek tüm kitaplarımı yanyana koyduğumda çok dikkat çeken bir şey var. Her biri birbirinden o kadar farklı ki. Konular farklı, üslup farklı, dil farklı, enerjiler farklı. Bir kitaptan bir kitaba kendimi tekrar etmemişim. Hep arayış halinde olmuşum. Ben bunu öğrenci oluşuma bağlıyorum. Bir şey biliyorum edasıyla yazmıyorum. Bilenlerden değil, öğrenenlerden görüyorum kendimi. Her romanda bir yolculuk yapıyoruz. Hem ben hem okur, beraber yapıyoruz bu keşfi, bu yolculuğu...

"Kağıt Helva tek seferde okunup bir rafa konacak bir kitap değil. Kağıt helva gibi katmanlı bir kitap bu. Birden fazla kez alınıp tekrar tekrar bakılacak, baştan sona, sonra sondan başa okunacak bir kitap. Çok kapılı çok koridorlu bir yapısı var." diyorsunuz bir röportajınızda. Okuyuculardan gelen yorumlar ne yönde? Özellikle, hangi koridorlarda duraksadıklarını ya da kafalarının karıştığını söylüyorlar?

İlginç bir nokta var. Kağıt Helva'yı birbirine hiç benzemeyen iki kesim çok sevdi. Bir; kitap müptelaları. Yani okuma alışkanlığı oturmuş, yıllanmış olan bir kesim. Onlar zaten genellikle tüm kitaplarımı biliyorlar, kalemimi tanıyorlar. Onlar için ayrıca bir anlamı var bu kitabı altını çizerek okumanın. Hangi alıntıları seçmişim, çok bilerek ve metne vakıf bir halde okuyorlar. Müthiş bir okur kesimi bu. Benim çok sevdiğim, çok kıymet verdiğim.

Öte yandan, kitap okuma alışkanlığı güçlü olmayan, bilhassa romana vakit ayıramayan bir kesim de var ve onlar da Kağıt Helva'yı çok çabuk sevdi. Bankacılar, kamu görevlileri, iş adamları gibi her gün sabahtan akşama kadar belli bir koşturmaca içinde olan ve romana odaklanamayan bir kesim var. Onlar Kağıt Helva'nın formatını ve fikrini çok sevdi.

Ben kimseyi küçümsemiyorum. Farklı okurlara kapısı açık metinler yazmak ve üretmek kalbime yakın gelen  bir tarz. Bazı yazarlar roman okumayı bilmeyen insanlara hitap eden bir kitap çıkartmayı küçültücü bir şey olarak görüyorlar. Bu tür hiyerarşik, tepedee bakan yaklaşımları yakın bulmuyorum.

Kitabınız yayımlandıktan sonra yazınsal serüveninizde göz ardı ettiğiniz kavramlar olduğunu düşündünüz mü?

Evet düşündüm. Bence "erkeklik" üzerine yeterince yazmamışım, odaklanmamışım. Bunu yapmak istiyorum.

"Aşk bir milat demektir.  Şayet "aşktan önce" ve "aşktan sonra" aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir." Siz, hayatınızda en büyük aşkı neye duydunuz ve neleri sil baştan değiştirdiniz?

Ben hayatımda ilk aşkımı yazıya duydum, en derin en erken aşkım yazmak. Onun dışında her kadın gibi ben de bol bol hata yaptım, yanlış erkekleri sevdim ya da sevdim sandım. Ama her birinin muhakkak ki insana öğrettikleri var. O yüzden bir pişmanlıkla bakmıyorum geriye. Zamanla aşkı daha sakin, daha kucaklayıcı yaşamayı öğreniyor insan. Eşin, sevdiklerin, ailen, çocukların, dostların, ruhdaşların, okurların ve cümle kainat dahil oluyor aşk çemberine.

Çoğumuz aşkı bize yaşattığı his yüzünden seviyoruz ve uzak kaldığımızda özlemle anmamızın nedeni yine bu his oluyor. Aşk hakkında konuşurken kendimizi sınamaktan, kötü taraflarımızdan bahsetmekten neden imtina ediyoruz?

Aşk bir insanın sadece "iyi" yanlarını sevmek değil ki. Hani sadece vitrine koyduklarımızla kuramayız hakiki bir aşkı. Zaten zor olan evvela olduğu gibi sevmek, sevebilmek. Dönüşüm için önce olanı kucaklamak ve kabullenmek lazım. Biz hepimiz aşkı bencilce yaşıyoruz çoğu zaman, farkında bile olmadan. Halbuki egonun olduğu yerde yeşermiyor aşk.

Baba ve Piç'te şöyle diyorsunuz: "Şu hayatta ne yaparsan yap, sakın anneni değiştirmeye kalma. (...) Olgunlaşmanın birinci şartı anneni olduğun gibi kabullenmektir." Sizin bu kabullenişiniz ne kadar sürdü ve yazın sürecinize hangi dönem daha çok etkiledi?

Bence her kız çocuğu için en zor sınavlardan biri annelerimizi olduğu gibi kabullenmek. Anne-kız ilişkisi çok derin bir ilişki ama gelgitleri, çelişkileri de çok. Ben de bunları yaşadım, yaşıyorum. Bir de tabi benim annemle ilişkimin ayrı bir derinliği oldu galiba. Çünkü benim ailem anne-kızdan ibaretti ben küçükken. O yüzden hem daha yakın, hem daha hassas; hem de daha dost, hem daha zor oluyor.

En sahici dostlukların ortak varlıklardan değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulduğunu söylüyorsunuz. Bu durum, eşit acıların verdiği gönül rahatlığından mı kaynaklanıyor?

Benzer hüzünler, hasretler, kırgınlıklar yaşayan insanların birbrilerini daha iyi anladıklarına inanıyorum. Ötekini kendinde görüp kendinde tanıdığın zaman öteki kalmıyor. Hüzünlü, düşünceli, ve ağır insanlar bunu daha kolay yapıyor; yüzeye değil içeriye bakıyorlar.

Kız çocuklarının sahiden duygusal ve anaç mı, yoksa toplum, aile ve kültür tarafından böyle mi şekillendirildikleri üzerine de düşünüyorsunuz Siyah Süt'te. Sizin de bir kızınız var ve belki de bu konu hakkında bir şeyler söylemenin tam zamanı, ne dersiniz?

Simone de Beauvoir'den bu yana konuştuğumuz bir mesele tabi bu. Doğuştan değil, öğrenerek gelişiyor rollerimiz. Ama bir yandan da genetik kodlarımız var. Feminizm ve post-feminizm bu konuyu tam anlamıyla kucaklayamadı henüz. Halbuki bilimde ve bilim felsefesinde inanılmaz çözümlemeler yapıldı son 20 yılda. Özellikle beyin ile ilgili araştırmalarda. Beyinlerimizin düzeneği o kadar farklı ki.  Bir kız bir de oğlan çocuğu yetiştirirken kızlar pembe sever oğlanlar mavi klişelerinden ve benzer klişelerden ne kadar uzak durabiliriz? Çok kolay değil bence sistemin dışında kalmak, ama bilinçlenmek önemli, kıymetli.

 "Hayat şaşırtmaya bayılır." Hayatınızda sizi en çok şaşırtan dönem hangisiydi ve neleri beraberinde getirdi?

Tek tek dönemler değil de, anlar ve anılar var galiba. Pek çok. Okurlar beni hep şaşırtıyor. Fikirleri, eleştirileri, bir kitaba gösterdikleri sevgi, heyecanları ve muhabbetleri beni duygulandırıyor.

Özge Ercan
Varlık, Haziran 2010.